14 KASIM DÜNYA DİYABET GÜNÜ
14 KASIM DÜNYA DİYABET GÜNÜ
Dünya Diyabet Gününün simgesi Mavi Halka, diyabet için birleşmeyi ve bir araya gelmeyi temsil etmesi için Uluslararası Diyabet Federasyonu tarafından oluşturulmuştur. Çoğu kültürde halka; yaşamı ve sağlığı temsil eder. Mavi renk ise insanları altında birleştiren gökyüzünü çağrıştırır.
1923 yılında İnsülinin keşfi nedeniyle Nobel Fizyoloji ve Tıp Ödülü'nü alan Frederick Banting’in doğum günü 14 Kasım, 1991 yılından itibaren diyabetin önemine dikkat çekmek ve hastalık hakkında farkındalığı artırmak amacı ile ‘14 Kasım Dünya Diyabet Günü’ olarak anılmaktadır.
Tüm dünyada hızla artış gösteren diyabet vücudun yeterli miktarda insülin hormonu üretmemesi (1.koşul) ya da ürettiği insulin hormonunun etkili bir şekilde kullanılamaması (2.koşul) durumunda gelişen ve ömür boyu süren kronik, bulaşıcı olmayan bir hastalıktır.
Birinci koşulda “tip 1 şeker hastalığı”, ikinci koşulda ise “tip 2 şeker hastalığı” söz konusudur. İnsülin, şekerin hücre içine girmesini ve hücrede glikojen olarak depolanmasını sağlar. Diyabetliler, yedikleri besinden kana geçen şekeri yani glukozu kullanamazlar ve kan şekeri düzeyleri yükselir.
Yaşam tarzı, yeme-içme davranışları ve fiziksel aktivite eksikliğinden kaynaklanan çeşitli risk faktörleri diyabetin hem görülme sıklığını artırmakta hem de diyabet hastalarının tedavisini zorlaştırmaktadır. Diyabet körlük, böbrek yetmezliği, kalp krizi, felç ve ayak/bacak ampütasyonunun önemli bir nedenidir.
Araştırmacılar, diyabet vakalarının çoğunun obezite ile bağlantılı ve önlenebilir tip 2 diyabet olduğunu belirtmektedirler. Tip 2 diyabetin başlamasını önlemek veya geciktirmek için sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, normal vücut ağırlığının korunması ve sigara kullanımından kaçınılması gerekir. Çocuklarda görülen Tip 1 diyabeti ise önlemek mümkün olmamakla birlikte bu çocukların yeterli tedavi, eğitim ve bakım ile normal ve başarılı bir hayat sürmelerini sağlamak mümkündür.
Diyabet hastalarının yarısına yakını (yüzde 45’i) en azından ilk 5-7 yıl içinde hastalığının farkında değildir. Diyabet hastası olduğunu bilen ve ilaç kullanan her iki hastadan birinde ise hastalık maalesef kontrol altında değildir. Diyabet geç fark edildiğinde ve iyi tedavi edilmediğinde erken yaşta ölümlere yol açmaktadır. Bu nedenle diyabetin erken tanısı ve tedavisi, komplikasyonların gelişmesini engellemek ve yaşam kalitesini artırmak için temel amaç olmalıdır.
IDF Diyabet Atlası’nın 2021 tahminlerine göre:
• Dünyada her 10 kişiden 1’i (537 milyon kişi & 20-79 yaş arası) diyabetlidir. 2010'da 326 milyon olan bu sayının 2030'da 643 milyona, 2045'te ise 783 milyona çıkacağı, 2050'de 1,3 milyarı aşacağı öngörülmektedir. Önümüzdeki 30 yıl içinde hiçbir ülkenin diyabet oranında düşüş görülmesi beklenmemektedir.
• Öte yandan diyabeti olan kişilerin neredeyse yarısı henüz tanı almamıştır. Yani her 2 diyabetliden 1’i hastalığının farkında değildir.
• Küresel sağlık harcamalarının %10’undan fazlası diyabete harcanmaktadır. Diyabet, sağlık harcamalarında son 15 yılda %316 artışla en az 966 milyar dolar harcamaya neden olmuştur.
• Bozulmuş glukoz toleransı olan 20-79 yaşlarındaki yetişkin sayısının 541 milyon olduğu tahmin edilmekte ve bu da onları tip 2 diyabet açısından yüksek risk altına sokmaktadır.
•Diyabetli her 4 yetişkinden 3'ünden fazlası düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşamaktadır.
• 20 yaşın altındaki 1.110.100 çocuk ve genç tip 1 diyabet hastasıdır.
• Her 5 saniyede 1 kişi diyabet nedeniyle hayatını kaybetmektedir.
Sağlık Bakanlığı'nın Uluslararası Diyabet Federasyonu'ndan paylaştığı verilere göre Türkiye'de ise 20-79 yaş grubunda yaklaşık 7 milyon diyabet hastası vardır (Toplam yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 15’i). Ülkemiz diyabete bağlı ölüm oranının en yüksek olduğu Avrupa ülkelerinden biridir.
Dünya’da ve ülkemizde artık bir epidemi olarak nitelendirilen, küresel olarak çoğu hastalığı geride bırakan, insanlar ve sağlık sistemleri için önemli bir tehdit oluşturan ve bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkan diyabet bireysel ve toplumsal olarak insan sağlığını olumsuz etkilemekte, yaşam kalitesini ciddi anlamda bozmakta ve ekonomik olarak yük getirmektedir. Bu nedenle diyabet ve komplikasyonlarının önlenmesi ve etkin tedavisinin sağlanması ülkelerin ulusal sağlık politika hedefleri arasında olmalıdır.




